13 Eylül 2012 Perşembe

Uzak Diyarların Issız Melodisi

Dünya gezegeni şu an bulunduğu konumdan yıllar, asırlar önce çok daha farklı bir konuma ve çok daha farklı bir düzene sahipti. Dünyaya hakim olan ırk insanoğlu ve insanoğlunun yarattığı tek dünya devleti varlığını sürdürmekteydi. Dünya ise asla aklına gelemeyecek bir yolculuğa yine insanoğlu nedeniyle çıkacak ve gerek dünya gerek insanoğlu, bir daha hayatlarında tadamayacakları büyük bir değişimi sonuna kadar hissedeceklerdi.

Her şey aslında 3025 yılında başlamıştı. İnsanoğlu artık teknolojisini büyük bir seviyeye ulaştırmıştı ve bu teknoloji yıllar önce akıllarına gelmeyecek düzey bir teknolojiydi. Tek dünyanın tek devleti ve bu tek devletin tek ırkı olan insan, teknolojisini geliştirdikçe daha fazlasını geliştirdikçe daha fazlasını isteyen bir yapıya sahipti ve hiçbir zaman bu yapısına engel olamamıştı. Birçok galaksi, evrenle ilgili birçok açıklama keşfedilmesine rağmen insan doymuyordu ve bu insanların en doymayanları, 3025 yılında Britanya adasında bulunan en büyük bilim kenti olan Entro kentinde bulunan dünyanın en zeki ve en donanımlı bilim adamları tarafından çok daha net görülmekteydi. Bilim artık dünya içinde kalmaktan tıkanmıştı ve bilim kendine farklı adresler arıyor, farklı dünyalara ve farklı galaksilere açılmak istiyordu. İşte bu tıkanan bilimi açmak bizzat Entro kentindeki bilim adamlarına düşmüştü. Bir süre sonra bilim adamları tüm dünyayı ayağa kaldıracak teorilerini de bizzat bu kentten tüm dünyaya yapılan büyük bir yayınla duyuracak ve tüm dünyayı ayağa kaldıran bu teorileriyle tüm insanlığı bizzat yanlarına alacaklardı.

Dünya kaynakları her zaman teknolojiye ve bilme ayak uydurmuş, her zaman birisi tükendikten sonra bir başkası gelmişti. Petrol yerine anatoryum, doğalgaz yerine bentra gibi birçok kaynak insanoğlu tarafından keşfedilmiş ve yıllarca kullanılmıştı. Bunun yanında insan teknolojisiyle galaksisinin yıldızı güneşi dahi sömürmekten vazgeçmemiş, anatoryum ve bentra gibi onu da hunharca kullanmaktan vazgeçmemişti. Bununla beraber artık bilim tıkanmış, teknoloji durma noktasına gelmiş ve kaynaklar tükenmeye başlamıştı. Güneş sönmeye, anatoryum ve bentra iyice tükenme noktasına gelmeye başlamıştı. İşte bu anda devreye giren bilim adamları gezegenimizi farklı bir galaksiye, Nöryanon galaksisine taşıma fikrine erişmişlerdi. Dünya üzerinde kalan son kaynakları tamamen Nöryanon projesine harcayan bilim insanları, yaptıkları duyuruyla da insanoğluna büyük Nöryanon yolculuğundan başka şans tanımamıştı. Sonunda tüm otoriteler bu yolculuğu onaylamış ve artık insanlık gezegenini yeni kaynaklar için bizzat başka bir galaksiye taşıma şansını deneme şansını yakalamışlardı.

Büyük proje kısa zamanda hayata geçmiş ve dünya yörüngesinden kopup, bir yıl sürecek büyük yolculuğuna çıkmıştı. Bilim ve teknoloji ne kadar ilerlese de dünya üzerinde kalmanın sakıncalı olacağı düşünülerek bizzat yeraltına birçok şehir ve büyük yaşam alanları inşa edilmiş, yer üstü insanı buraya yerleşmişti. Bununla birlikte bilim ve teknolojinin akıl dahi edemediği, araştırmaya gerek bile duymadığı ve sadece bazı bilim insanları tarafından ortaya atılan, bu ortaya atılışlarında yalnızca medyada dalga konusu olmasına neden olan yeraltı insanları teorisinin kanıtlanmasını yaşayacaktı insanoğlu.

Yeraltı insanı dünyanın içinde patlak veren ve sonunda tek dünya devletine zemin hazırlayan büyük savaşın ardından buraya yerleşmiş ve yerüstü insanı gibi her geçen gün kendini geliştirmişti. Sonunda istedikleri oldu ve yeraltı insanı, yerüstü insanına kavuştu. Dünya büyük bir yolculuğun içinde ilerlerken yeraltı ve yerüstü insanı bir süre sonra amansız bir savaşa tabi oldu. Entro'nun yer altında bulunan bilim adamları hazırlıklıydı ve Entro ile çevresini ellerindeki teknolojiyi kullanarak bizzat gizlemiş, onlardan kurtulmuştu fakat dünyanın geri kalanını yeraltı insanıyla savaşa terk etmişti. Bu büyük savaş onlar için yalnızca gözlem, bu büyük yolculuk sonunda yer üstüne çıkmaya hak kazanacakları belirlemek için yalnızca bir yöntemdi aslında. Oyun çoktan kurulmuş ve teorilere hazırlıklı olan bilim adamları, yeraltı ile yer üstü insanını birbirine kırdırtmıştı.

Amansız mücadelelere sahne olan yeraltı ve yerüstü insanının savaşları sonucunda birçok insan yaşamını yitirmiş, çok ciddi silahlar kullanılmış ve uzun süren savaş yer altının tahribata uğramasına neden olduğu gibi yer üstünde de büyük değişimlere yol açmıştı. Bilim adamları gizlendikleri Entro bölgesinde yerüstü ve yeraltında büyük değişimlerini Nöryanon'a varınca gerçekleştirme şansı bulmuş ve savaş sonunda kazanan yeraltı insanını 10 tane büyük adaya bölmeyi başarmıştı. Yer altını sular kaplamış ve yeraltında oluşan Taranay Konfederasyonunun en soylu 10 ailesi büyük adaların yer altında yer bulmuştu. Hepsi ayrı ayrı konumlarda, halklarıyla beraber yer almışlardı. Sonunda Taranay Konfederasyonu ve Tek Dünya Devleti dağılmış, yeni bir dünya düzeni ve yeni bir dünya yeni galaksisinde oluşmaya başlamıştı.

Taranay Konfederasyonunun 10 soylu ailesi bir süre sonra adalarına çıkmış ve oligarşik yapıya sahip olan Taranay Konfederasyonunun ardından 10 soylu aileye dağıtılan adalarda her soylu halklarını kurtardıklarını, artık bulundukları yerlerin bizzat kendileri tarafından idare edileceğini söylemişlerdir. Oligarşik yapıya sahip olan Taranaylar, artık tamamen dağılmış ve her adada monarşik yapılı ülkeler ortaya çıkmıştı. İnsan galaksi değiştirse bile yine insandır denilecek bu durum halk tarafından çabucak kabullenilmiş ve eski teknolojileri kadar olmasa da kendini geliştiren yeraltı insanına ait teknolojilerin hala yeraltında olması ve yeraltından çıkarılmasıyla, her soylu aile adalarında tarama yaptırmaya başlamıştır.

Bilim adamları her adaya farklı bir özellik ve farklı bir kaynak vermişti. Kaynakları bitti denilen Dünya'nın aslında keşfedilmeyen ve Samanyolunun farklı gezegenlerine ait birçok bilinmeyen kaynağın yalnızca 10'da 1'i bu adalara serpiştirilmişti. Geri kalanı hala Entro bölgesinde yer almaktaydı. Bilim adamları bazı adaları sıra sıra adalar yaparken, bazısını ise bizzat büyük bir ada haline getirmiştir. Kuzey, Güney, Doğu ve Batı yönlerine dağılan bu adalardan sadece bir tanesi tam dünyanın ortasına, ekvator yönüne düşmüştür. Entro bölgesi ise en büyük kara parçasına sahip olmasına karşın yeni insanlık tarafından bilinmemekteydi çünkü bilim insanları bu bölgeyi onlardan gizli tutmak istiyorlardı, nitekim amaçlarına da ulaşmışlardı. Bu amaç doğrultusunda insanoğlu artık Nöryanon galaksisine gelmiş ve hiç tanımadığı gezegenler, belki de hiç tanımadıkları canlılarla dolu gezegenlere ulaşmışlardı. Nöryanon galaksisinde Dünya'nın bulunduğu konum itibariyle kendisine en yakın yıldız olan ve Güneş gibi bizzat ısı kaynağı olan bu yıldıza bilim adamları Karma adını vermişlerdi. Galaksi artık bilim adamları için yeni bir araştırma, yeni bir merak alanı olduğu gibi Dünya artık yeni bir gözlem evi idi.

Bu gözlem evinde 10 soyluya ait 10 adada neler olacaktı, Nöryanon'a ait canlılar var mıydı ve bu canlılar biricik gezegenlerine neler yapabilirler? Bu galaksiye ait olan gezegenlerin içinde insan hayatını kolaylaştıracak başka kaynaklar da var mıydı? Bilim adamlarının bu deneyi sonucunda büyük bir katliam ve yeni bir insanlık ortaya çıkmış, birleşik Taranay Konfederasyonu ve Tek Dünya Devleti yerine tekrar bölünmüş yapı insanlığı nasıl etkileyecekti? Ve en önemlisi acaba Dünya gerçekten de araştırmalarda olduğu gibi Nöryanon Galaksisine uyum sağlayabilecek ve Karma yıldızı Dünya'ya yetebilecek miydi? Neler olacağı bilinmeyen bu yolculuk artık insanoğlu adına başlamıştı ve artık geri dönüşü olmayan bu yola çoktan girilmişti...

28 Haziran 2012 Perşembe

Sessiz Çığlıklarım

 Daha bugün gördüğüm bir habere göre İstanbul'da 18 genel lise İmam Hatip oluyormuş, böylece İstanbul'da 50 tane İmam Hatip Lisesi olmuş olacak. Temmuz ayı içerisinde bakanlık tarafından onaylanırsa olacakmış ama olmaması mümkün değil gibi çünkü her yere ahtapot gibi uzanmışlardır. Bakanlıktan geçecektir büyük bir ihtimal, genel liseye devam etmek isteyen öğrenciler ise yakın okullara kaydırılacakmış.




Aslında düşününce çok gerekli, değil mi? Şehit sayısı hergün artıyor, gelecekte de bundan dolayı imama ihtiyacamız olur. Ülkenin geleceğini düşünüyor garipler. "Laik" ülkenin "metropol" şehrinde 50 tane İmam Hatip Lisesi olacak. Suriye uçak düşürsün, İsrail gemi bassın, askerimizin başına çuval geçirilsin. Gıkımız bile çıkmaz. Biz anca böyle şeylerle uğraşır, "Laik" ülkede kürtajı dine göre değerlendirir, ona göre karar alırız. Her gün gündem değişiyor zaten, hareketli bir ülkeyiz. Gündem susmak bilmiyor. Köprü bakıma alındı ya, bir vatandaşın isyanı aklıma geldi, yazmazsam içimde kalacak "İstanbul'dan Ankara'ya 4 saatte gidiyorum, Ümraniye'ye 6 saatte!". Bitmiyor çilesi ülkemizin. "Ne mutlu Türk'üm diyene!" değil mi?

Ülke İran gibi olacakmış, öyle konuşuluyor. Bilemiyorum ne olur ne olmaz, bir şekil para bulup şu ülkeden defolup gitmek kendim için çözüm gibi geliyor, burada insanları böyle bırakıp gitmek, ülkenin geleceğini umursamamak, kaçıp gitmek size göre bencillik olabilir belki. Ben bazen insanın bencil olması gerektiğini düşünüyorum, kim olursa olsun onlar için düşünüp yaşasan ne olur, onların sorunlarını çözsen ne olur? Yeni sorunlar gelmez mi? Gelir. Bitmez bunlar, yüzyıllardır devam ediyor sorunlar, asla da bitmeyecek. Bundan adım gibi eminim...

Ne bir akım uğruna ne de bir dava uğruna ölmek istemiyorum. 3 günlük Dünya'da biri gitse diğeri gelecek olaylarla uğraşmak istemiyorum. Sağ - Sol, Müslüman - Yahudi, Türk - Kürt'müş, bunlar bitse yenisi gelir insanların beynine çip takılmadıkça hep fikir ayrılıkları, koyun gibi yönlendirilen kitleler olur. İnsanların beynine çip takılsa da o insan, insan olmaz. "Dünya barışı istiyoooom" diyerek boşuna umut olmasını istemiyorum, insanlar özgür bir şekilde düşündükçe savaşlar, soykırımlar, ölümler her neyse hep olacak, tabii demiyorum insanlar özgür düşünmesin düşünsün de düşününce adam akıllı düşünsün "leb" denilmeden "leblebiyi" yorumlamasınlar ona göre hareket etmesinler. İnsanın doğasında var aslında. İnsan doyumsuz, cahil bir yaratık.

Bu ülkede yaşamaktan ireniyorum, kendimi "Bak geçmişi ne yüce ülkemizin" diye överek, mutlu etmek istemiyorum. "Bu ülkenin hali ne olacak?" gibilerinden kafa patlatmak da istemiyorum ya da ülkenin başındakine laf etmek de istemiyorum, o gitse başkası gelir, bitmez bunlar. Boş boş yazarak, kendi çapımda çamurda debelenerek bir şeyler yapmak da istemiyorum. Çok şey istiyorum değil mi? Deli gibi konuşuyorum belki ama siz normalseniz ben de deliyim, içim içimi yiyor. İşin içinden "Umrumda değil" diyerek çıkmak istiyorum ama yapamıyorum. Bu kadar kendimi yorduktan, üzdükten sonra da düşünüyorum kendimce, "Sessiz çığlıklarımı kim duyacak ki?"


                  


16 Haziran 2012 Cumartesi

Apocalyptic Love


Merhaba ve hoşgeldiniz. Buraya ne için girdiğinizi ve neyden bahsececeğimi merak ediyorsunuz veya etmiyorsunuz, benden bir şeyler bekliyorsunuz veya beklemiyorsunuz, bir şeyler istiyorsunuz veya istemiyorsunuz, ne düşündüğünüzü bilmiyorum ama adını görünce apokaliptik bir aşkı anlatacağımı sanmayınız efendim. Aşk yazısı da çok duygusala bağlarsam, belki yazarım belki yazmam ama bugün konumuz aşk değil müzik olacak. Kemerlerinizi bağlayın ve Apocalyptic Love turumuza çıkmaya hazırlanın.

Guns N Roses... Efsanevi ve etkileyici grup, mükemmel birliktelik, döneminin zirve gruplarından olma başarısı, üst üste gelen harika albümler, başarı... Ne kadar kulağa hoş gelen ve insanı etkileyen şeyler, değil mi? Zirvede olmak, şan ve şöhrete bulanmak, paralar içinde yüzmek ve bunu sevdiğiniz müzikle yapmak. Her şey çok güzel ama bu efsanenin ayrılığı, bir o kadar da acı. Efsane dağılsa da, şu an yeni kadrosuyla dimdik ayakta ve efsane kadronun içinde hala en iyi müziği yapan kanat, Axl ve Guns N Roses kanadı bence. Bu yaz buraya da geliyorlar ama ben bu konsere gidemiyorum, maalesef gidemiyorum. Çok üzücü ve acı olsa da, elimizden bir şey gelmiyor. Evet, efsane dağıldı ama dağıldıktan sonra da bu dağılanlar müzik icraa etmeye devam etti. Snakepit, Loaded, Izzy Stradlin'in solo çalışmaları, Adler's Appettite, Velvet Revolver derken Slash, 2010'da karma bir albüm yayınladı ve birçok isimle çalıştı. Fena bir albüm olmamıştı aslında ama özellikle Promise, Starlight ve Watch This şarkılarını öneririm sizlere. Özellikle Promise, bence bu albümün içinde en iyi olan şarkıydı. Promise zaten son dönemlerde ki en güzel birliktelik ve en güzel rock eserlerinden birisi. Guns'dan ayrılan arkadaşlarımız içinde, en başarılı şarkının altına Slash imza atmış ve Chris Cornell gibi mükemmel ötesi, ilah gibi bir adamla Promise'ı sunmuştur bizlere. Çok özgün, başarılı ve güzel bir çalışma. Bunda Slash'in soloları kadar, Cornell'in vokalininde bence çok büyük etkisi var hatta Slash'den daha baskın diyebiliriz. Yine de Slash'in gitarı ağlatır gibi attığı soloları da, şarkıyla çok uyumlu olmuş. Mükemmel bir çalışma, harika bir uyum! O zaman gelsin bizlere, bu iki rock ilahından yeni bir efsane, Promise:


Gördüğünüz gibi, mükemmel bir uyum ve harika bir birliktelik sonucunda ortaya çıkan fevkaladenin fevkinde bir eser. Bu eserin etkisinden kurtulabilenler ve bu yazıyı okuyabileceklerle, yola devam ediyoruz.

Slash, solo albümünde Myles Kennedy'e de baya bir yer verdi ve kendisi ile iki yeni şarkı kaydetti. Bir de Nightrain, Sweet Child O Mine'ın canlı ve yeni kaydedilen şarkılardan Back from the Cali'nin akustik versiyonları yayınlandı. Starlight çalışmasını ben daha çok sevdim, Myles'ı daha özgün olarak kullanmış, güzel bir birliktelik yakalanmış ve sololar olsun vokal olsun daha doyurucu olmuş. Slash-Myles birlikteliğinin en iyi eseri olmuş kısacası Starlight. Onu da bir yollayalım:


Ah Slash ah, ne vardı Myles ile şöyle devam etseydin? İlla sidik yarıştıracan değil mi Axlla? Bırak işte oğlum, işine bak. Yok yok, senden adam olmaz. Artık Apocalytpic Love'a değinme ve neden Axl meselesini açtığımdan bahsedeceğim. Bunun öncesinde ise bir şey belirteceğim. Paragözlüğün, hırsın, egon ve şu Axl takıntın olmasa, harika bir albüm olacak bu albümün içine ettiğin için teşekkürler Slash. Ayrıca, keşke Chris Cornell ile çalışsaydın Slash ama senin derdin başka Slash, bir şey demiyorum ve yola Apocalyptic Love ile devam ediyorum.

Guns N Roses'ın çıkardığı rock ilahilerini başkalarına söyletmeler falan, sana tam yakışacak hareketler Slash. Bir de garibim Myles'ı peşinden sürükleyip, GnR HoF törenine getirmen sana daha da yakıştı Slash. Tam sana yakışan hareketler bunlar. Axl, bu gururu hak edecek biri olmadığını söyledi ve HoF törenine katılmayacağını söyledi. Herkes hayal kırıklığına uğradı ama Slash o kadar mutlu olmuş ki, törende tam yavşak bir sırıtış içindeydi. Axl, herkes ile barışıp şu Slash ile barışmadıysa, Axl'a kızmayı bırakın ve bir düşünün amk ya! Neyse, o meseleye girmeyeyim. Ayrıca Axl'a da kızmıyorum, samimiyetinden dolayı da teşekkür ediyorum. Slash gibi gelirim ama çalmam deyip, sen gelmedikten sonra çalan yalancılardansa, samimi ve dürüst insanları yeğlerim. Gelelim şimdi odak noktamıza, Apocalytpic Love'a.

Çok dolandırdım lafı ama sonunda ulaştık şu albüme. Şimdi az önce Axl'dan boşuna bahsetmedim, artık değineyim. Myles'ı AB'den falan tanımasam, baya bir söverdim ve buna emin olunuz ama bu adamı tanıyorum ve şu albümde Slash'in Myles'dan tam bir Axl taklidi çıkarmaya çalıştığı o kadar net ki. Yani seven olabilir, dinleyenin hoşuna gidebilir ama Myles Kennedy gibi harika bir vokalin nasıl bu kadar özgünlüğünden kopartılıp, başkasının tekniği ve tarzıyla şarkı söylemeye çalıştırmanın en somut örneği olmuş bu albüm. Abicim, bunun Myles Kennedy vokaliyle yakından uzaktan alakası yok ya. AB ile cidden arasında acayip farklar var. Yani Axl Rose'a, bak ben senin gibi birini buldum diye cevap verme derdinde olan Slash kardeşimiz, bunu yaparken harika bir albüm olabilecek bu albümü eline yüzüne bulaştırmıştır. Sizi bilmem ama ben böyle düşünüyorum. Size bir Apocalyptic Love denen zamazingo albümden, bir de AB'den bir şarkı yollayacağım ve aradaki farkı daha net görmenizi sağlayacağım.

Apocalytptic Love:


Alter Bridge:


Aradaki fark bence çok açık ve net. Ayrıca Apocalyptic Love'dan özellikle o şarkıyı attım, adı Anastasia. Bence kesinlikle gitar soloları çok doyurucu ve başarılı olmuş ama Myles'ın vokali doyurucu olmamış, kendisinden farklı bir teknikle bir şeyler denemeye çalıştırılmış ve yüzüne gözüne bulaştırmış. Yine de albümde fena değil seviyesinde ve dinlenebilir bir şarkı gibi duruyor. Albüm genel olarak böyle gidiyor, yani şarkılara ayırıp değerlendirmeye değmez. Bakıyorsun, Myles'ın vokal tekniği hep değiştirilmiş, tarzından uzaklaştırılmış, Axl'a mesaj vereyim diye ele yüze bulaştırılmış bir kıskançlık, ego ve kabullenememezlik eseri olmuş. Gunnerlardan bir müzik festivali istiyorsak, bunu Axl ile aramamız gerektiğini çok belli etmiş bu albüm.

Slash, bence iyi şarkılar yapmak istiyorsan ve Axl'a nefret ile dolmuş adamların övgüsü yerine has bir övgü arıyorsan bırak şu Axl takıntını, Myles'ı adam gibi kullan, özüne döndür adamı ve taş gibi albümler çıkar. Bak, o kapasite var sende oğlum, var. Cidden var bak, olmasa bu kadar takmam belki ama iyi albümler yapabilirsiniz siz. Niye harcıyorsunuz ki amk? Axl takıntını yen, taş gibi albümler çıkar, bizleri de mutlu et, albüm çıktıktan sonra sen de rahat rahat uyu, herkes mutlu olsun, sonra turnelere çık, doldur arenaları, çal mükemmel şarkılarını, at o harika sololarını, Myles'ı özüne döndür, etkile herkesi. Yapma oğlum şöyle çocukça işler, harcayıp durma yeteneğini amk. Bak Axl'a, taktığı yok oğlum sizi. Ekibini kurmuş, Chinese Democracy gibi harika bir albüm yapmış, takdir görmüş, turnelere çıkıyor, buralara geliyor. Sen daha oturmuş hala Axl derdindesin amk. Bırak şu adamı takıntını ve hepimizi mutlu et. Eğer yapmazsan, daha çoook Apocalyptic Love göreceğimiz kesin.

Evet, Slash'in takıntıları yüzünden harcanan bir albüm ve çalışma olmuş. Dileriz ki Slash bir şeylerin farkına varır ve kendine gelir. Yoksa bize Axl'da yeter, Guns N Roses'da yeter, Chinese Democracy gibi nice albümlerde yeter ama maksat siz de yeteneklerinizi değerlendirin, takıntılarınızı yenin dileğidir. Bir rezalet albümün değerlendirmesinin daha sonuna geldik. Severek dinleyen arkadaşlar mutlaka olmuştur, umarım sizler memnun kalmışsınızdır ama olan Myles'ın o güzelim sesine olmuş, cidden ona olmuş. O zaman Myles'ın vokalinin bundan kat kat daha başarılı olduğunun net bir kanıtını daha görmek istiyorsanız, kapanışı o şarkıyla yapacağız. Bir daha ki yazıya kadar, nasıl isterseniz öyle kalın.


9 Şubat 2012 Perşembe

Görüşleriniz Dinlediğiniz Müziği Etkiliyor Mu?

Müzik konusunda sizi bilmem ama kulağıma ne hoş gelirse dinlerim. Bazı kişiler ise müzik dışındaki düşüncelerine (Politika, din, milliyetçilik vb.) aşırı bağlılardır bir tane şarkı grubunda düşüncelerine uygun olmayan bir şarkı olursa o şarkıyı hatta o grubu bile asla dinlemezler. Bunun herkesçe de en büyük örneklerinden biri olan SOAD (System of a Down) var. Şimdi bu elemanların "Holy Mountains" diye bir şarkıları var yabancı bir herif de bu şarkıya bir klip hazırlamış ve YouTube'a koymuş Atatürk ile dalga geçen resimler, fotoğraflar falan var, bizim mallar ise bunu "Official" sanmış olacak ki videonun altına "SOAD'ın anasını bacısını..." diye küfretmişler. Aslında zaten şarkıda Türklere laf ediliyor, şarkı sözlerinin çoğunu falan herkes biliyor en azından çoğu kişinin şarkının sözleri hakkında bir fikri var.

SOAD'ı sevdiğim için dinlemeye devam ediyorum bir şarkılarında bize laf ediyorlar diye bir çuval inciri berbat edecek değilim. Bazı aşırı milliyetçi dediğimiz kişilerde ise şöyle bir şey oluyor:

A: SOAD'dan Chop Suey diye bir şarkı dinledim, çok güzeldi.
B: Abi SOAD'ın Holy Mountains şarkısında ecdadımıza sövüyorlar.
A: Cidden mi lan?
B: Evet abi vatan haini olmak istemiyorsan dinleme o grubu.
A: Tamam haklısın, amk SOAD'ın!

Politika ile ilgili bir örnek vermek gerekirse benim kişisel olarak çok sevdiğim FFDP (Five Finger Death Punch) var. Benim bildiğim iki şarkısında Bad Company ve Far from Home'da FFDP Amerikan propagandası yapıyor. Bu benim umurumda mı? Hiç değil, zaten müzik dışında Amerikan filmlerinde olsun, dizilerinde olsun dolu Amerikan propagandası yapılıyor. Hem bilgi olsun FFDP'nin "War Is the Answer" ve "American Capitalist" isminde de iki albümü var. (Tekrar söylüyorum, propaganda yapmaları umrumda mı? Hiç değil ben çaldıkları müziğe bakarım, kulağıma hoş geleni dinlerim)

Din konusunda da bir örnek vereyim bari, metal gruplarının %80'i falan din düşmanı bilindiği üzere benim sevdiğim gruplardan olan Kreator da onlardan biri. Kreator'ın albümlerinden birinin ismini söylemem yeter her halde, yaptıkları albümün ismi "Enemy of God". Allah düşmanı olmaları umurumda mı? Hayır banane, benim dini görüşüme göre Cehennem'de yanacaklar, istedikleri kadar laf etsinler ben sadece çaldıkları müziğe bakarım. Onları dinlediğim zaman onlara katkıda bulunuyor muyum? Yine hayır, gidiyorum albümlerini Torrent'den indiriyorum, şarkılarını bedava bir şekilde dinliyorum, onlara yarardan çok zararım oluyor.