7 Eylül 2014 Pazar

2001: Uzay Macerası (2001: A Space Odyssey) - Film Eleştirisi



 2001: A Space Odyssey - Film Eleştirisi

Geçtiğimiz hafta 1968 yılında yapılmış olan Stanley Kubrick’in yönettiği 2001: Uzay Macerası isimli (Orijinal ismi, 2001: A Space Odyssey) filmi izledim. Film gerçekten anlaşılması zor, bir sürü alt mesaj içeren bir film. Genel olarak filmin konusu 2001 yılında geçen bir uzay görevini, uzay gemisinin mürettebatının görev süresince yaşadıklarını konu alıyor. Mürettebatımıza bu görevde HAL-9000 isimli süper bir bilgisayar da eşlik ediyor.


Film ilk olarak Afrika çölünde bir grup primatın kavgası ile başlıyor. Aniden uzaydan gelen ne olduğu bilinmeyen dikdörtgen şeklindeki bir cisim dünyaya iniyor ve bir primatın bu cisme dokunması ile bu primatın evrimi başlıyor. Bu primat diğer primatlara karşı daha evriminin başlarında olmasına rağmen bir kemik parçasını kullanarak üstünlüğünü onlara karşı kuruyor.



2001’de, bir önceki sahneden 4 milyon yıl sonra, bir uzay gemisi aydan gelen esrarengiz sinyallerin ardından aynı siyah dikdörtgen cismi keşfediyor ve macera da bu şekilde başlıyor. Görev sırasında HAL-9000 isimli süper bilgisayar bir mürettebatın hatası üzerine insanların kusurlu olduğunu keşfediyor ve görevi başarısızlığa uğratma ihtimallerinden dolayı bu görevde insanlara gerek olmadığı sonucuna varıyor. Beş kişilik mürettebatın üçü derin uykudayken onların yaşam destek ünitelerini sonlandırıyor ve diğer iki kişiyi ise gemi dışında bırakıyor. Gemi dışında kalan biri hayatta kalıyor ve gemiye başka bir yerden girmeye çalışıyor. HAL onun bunu yapamayacağını çünkü diğer taraftan girmesinin kişi için büyük bir risk olacağını, ölme ihtimalinin olduğunu hesaplıyor ve insanın cesaretini hesaba katmıyor çünkü ne de olsa HAL duyguları olmayan, neden-sonuç ilişkisine dayalı davranan bir makine. Kişi sonuç olarak gemiye diğer taraftan giriyor ve HAL’ı çok basit bir alet olan tornavidayla kapatıyor. 4 milyon yıl önceki basit bir alet olan o kemik parçası da aslında insanın evrimiyle birlikte gelişip son aşaması olan HAL-9000 oluyor. Alet öyle bir evrimleşiyor ki yaratıcısına (İnsana) gerek duymuyor. Bu kadar gelişmiş bir alet olmasına rağmen çok basit bir alet ile sonunun gelmesi de bir hayli ilginç. Film insanın ne kadar evrimleşse de yenemeyeceği bir olguyu da ortaya koyuyor, ölüm olgusu. Film ölümden sonrasını olabildiğince kendince mesajlarla açıklıyor.


                                                     

Film zamanında çok iyi eleştiriler de alıyor çok kötü eleştiriler de, zamanına göre çekimleriyle, konusuyla gerçekten iyi bir film ve vermek istediği mesaj ve göndermelerle zamanının ilerisinde bir film. Filmdeki birçok göndermeden biri de içinde şarap bulunan bardağın yani taşıyıcının (Yani insan bedeninin) kırılması ve şarabın yani taşınanın (Yani ruhun) dökülmesine rağmen var oluşunun devam ettiğini göstermesi güzel bir gönderme. Filmi anlamak hiç kolay değil, filmi seyredenlerin mesajları iyice anlaması için bir seyirci tarafından bir internet sitesinde filmi anlatan bir slayt bile hazırlanmış. Bu slayt sayesinde film boyunca size sunulan yapboz parçalarını kafanızda birleştirebiliyorsunuz.


Filmin uzun çekimleri seyirciyi sıksa da burada uzun çekimlerin yapılmasının nedeninin filmin dönemin şartlarının son noktasındaki çekimleri olabildiğince seyirciye göstermek ve seyirciyi iyice o ortama sokmak için yapıldığını düşünüyorum. Filmi izlerken kişi bazı şeyleri anlamakta güçlük çekse de mesajların ne olduğunu öğrenince neyin ne olduğunu daha iyi anlıyor. Üç saat uzunluğundaki bu filmi, sinemayı eğlence aracı olarak görmeyen bir sanat olarak gören kişilerin izlemesini tavsiye ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder