2001: A Space Odyssey - Film Eleştirisi
Geçtiğimiz hafta 1968 yılında yapılmış olan Stanley Kubrick’in
yönettiği 2001: Uzay Macerası isimli (Orijinal ismi, 2001: A Space Odyssey) filmi
izledim. Film gerçekten anlaşılması zor, bir sürü alt mesaj içeren bir film.
Genel olarak filmin konusu 2001 yılında geçen bir uzay görevini, uzay gemisinin
mürettebatının görev süresince yaşadıklarını konu alıyor. Mürettebatımıza bu
görevde HAL-9000 isimli süper bir bilgisayar da eşlik ediyor.
Film ilk olarak Afrika çölünde bir grup primatın kavgası ile
başlıyor. Aniden uzaydan gelen ne olduğu bilinmeyen dikdörtgen şeklindeki bir
cisim dünyaya iniyor ve bir primatın bu cisme dokunması ile bu primatın evrimi
başlıyor. Bu primat diğer primatlara karşı daha evriminin başlarında olmasına
rağmen bir kemik parçasını kullanarak üstünlüğünü onlara karşı kuruyor.
2001’de, bir önceki sahneden 4 milyon yıl sonra, bir uzay gemisi aydan gelen esrarengiz sinyallerin ardından aynı siyah dikdörtgen cismi keşfediyor ve macera da bu şekilde başlıyor. Görev sırasında HAL-9000 isimli süper bilgisayar bir mürettebatın hatası üzerine insanların kusurlu olduğunu keşfediyor ve görevi başarısızlığa uğratma ihtimallerinden dolayı bu görevde insanlara gerek olmadığı sonucuna varıyor. Beş kişilik mürettebatın üçü derin uykudayken onların yaşam destek ünitelerini sonlandırıyor ve diğer iki kişiyi ise gemi dışında bırakıyor. Gemi dışında kalan biri hayatta kalıyor ve gemiye başka bir yerden girmeye çalışıyor. HAL onun bunu yapamayacağını çünkü diğer taraftan girmesinin kişi için büyük bir risk olacağını, ölme ihtimalinin olduğunu hesaplıyor ve insanın cesaretini hesaba katmıyor çünkü ne de olsa HAL duyguları olmayan, neden-sonuç ilişkisine dayalı davranan bir makine. Kişi sonuç olarak gemiye diğer taraftan giriyor ve HAL’ı çok basit bir alet olan tornavidayla kapatıyor. 4 milyon yıl önceki basit bir alet olan o kemik parçası da aslında insanın evrimiyle birlikte gelişip son aşaması olan HAL-9000 oluyor. Alet öyle bir evrimleşiyor ki yaratıcısına (İnsana) gerek duymuyor. Bu kadar gelişmiş bir alet olmasına rağmen çok basit bir alet ile sonunun gelmesi de bir hayli ilginç. Film insanın ne kadar evrimleşse de yenemeyeceği bir olguyu da ortaya koyuyor, ölüm olgusu. Film ölümden sonrasını olabildiğince kendince mesajlarla açıklıyor.
Film zamanında çok iyi eleştiriler de alıyor çok kötü
eleştiriler de, zamanına göre çekimleriyle, konusuyla gerçekten iyi bir film ve
vermek istediği mesaj ve göndermelerle zamanının ilerisinde bir film. Filmdeki
birçok göndermeden biri de içinde şarap bulunan bardağın yani taşıyıcının (Yani
insan bedeninin) kırılması ve şarabın yani taşınanın (Yani ruhun) dökülmesine
rağmen var oluşunun devam ettiğini göstermesi güzel bir gönderme. Filmi anlamak
hiç kolay değil, filmi seyredenlerin mesajları iyice anlaması için bir seyirci
tarafından bir internet sitesinde filmi anlatan bir slayt bile hazırlanmış. Bu
slayt sayesinde film boyunca size sunulan yapboz parçalarını kafanızda
birleştirebiliyorsunuz.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder